28 Nisan 2010 Çarşamba

iste bu da siirdir. uzerine soylenebilecek herhangi soz bostur, beyhudedir. okunur, okunur, okunur..

"
anilar defterinde gul yapragi
gibi unutuldum kurudum
basima dustu sevda agi
bir basima tenhalarda kahroldum
sen kimbilir ruzgarli eteklerinle kimbilir
hangi iklimdesin
ben sensiz bu sessizlikte
deliler gibiyim
sensiz bu sessizlikte

ayrilikla basim belada
gozlerini cevir gozlerime

yoksa ben
sensiz bu sessizlikle
deli gibiyim
sensiz bu sensizlikte
"

zarifoglu


27 Nisan 2010 Salı

uykusuz tez geceleri entry leri bunlar blogcugum. aslinda kisa olmasi hasabiyle twitter seysine daha cok yakisacaklardir ama o da eksik kalsin.

ne diyecektim. heh!

ders calismanin tek yolu, beraberinde muzik dinlemek. su yasmin levy var ya blogcugum, sarki soylerken cigerimi sokuyor!!

25 Nisan 2010 Pazar

listen up, nice song. pay extra attention to lyrics. it is time to depress, go ahead! :p

23 Nisan 2010 Cuma

lost lutfen bit artik. sen bittikten sonra hayatimda bir bosluk olacaksa da bit. yoruldum artik seni izlemekten. simdi s06e13 u izledim. yoruyorsun, uzuyorsun, merak ettiriyorsun, her bisi. biter misin lutfen? tesekkurler :p

15 Nisan 2010 Perşembe



ruyayla gercegi karistirdigim cok olmustur. hele ki boyle bir yerden baska yere savruldugum vakitler, duzenim yokkken. bu aralar "korkma ben varim"i okuyorum. ruyalarim kitaba karisiyor, kitap da ruyalarima bulasiyor :) nasil bir tattir romanlarini okumak sefkili yazar.

daha da komiki onceki romaninda ki karakterleri artikin nasil yedirdiysem hayatima, bu romanda da bazen birden karsima cikiverince ayni isimler "aaa bu kimdi, taniyorum ben bu kizi, mentes nerden taniyor" oluyorum. ihi ihi. zibittim iyice.

14 Nisan 2010 Çarşamba

hala cicek acmadi bahcede ki agaclar




fotolarda oylesine iste.. biri bjela tabja dan digeri de tabyadan inerken bir caminin bahcesinde ki sirnasik kediden.. :p

9 Nisan 2010 Cuma




birkac haftadir gitmek istiyorduk ama ingilizce altyazili seansi bekledik. carsamba gecesi ise gidip izleyebildik. yabancilara ozel seans gibiydi :) lobi de belliydi ki bizim gibi takip edip, bekleyen sarajevo yabancilari gelmisti.

filmimiz "na putu". "grbavica"nin yonetmeni cekmis filmi. bir ciftimiz var filme konu bir de vahhabiler (sarajevo da sanirim savas sirasinda baska ulkelerden gelip yerlesen pek cok "grup" var vahhabiler gibi). jonumuzun tipik bosnak olmasi sebebiyle alkol tuketimi yuksek. gunun birinde bir vesileyle vahhabilerle hayati kesiyor ve hayati degismeye basliyor. hayatinda ki bu degisimlerin iliskilerini ayriliga kadar goturmesine sahit oluyorsunuz filmde.

her sey bir yana sarajevo vahhabilerinin filmlere bile konu olmasini cok sasirtici buldum ben. yorum yapmayacagim cunku sarajevo vahhabilerini tanimiyorum. ama emin olabilirsiniz ki turk reflekslerinden cok otede bir yaklasimi var yonetmenin. ne kayirma ne yerme cabasi var gibi gorunuyor, nasil bir denge anlayamadim, cok basarili buldum. basaridan ote birsey aslinda ama isimlendiremedim.

bir digeri bosnaklarin bizzat icinden bir yonetmenin kendilerine dair bazi seyler gorup acikca ortaya sermesi de cok sasirtti beni. disaridan bir gozun cok daha rahat gorebilecegi ve yine disaridan oldugu icin belki futursuzca elestirebilecegi seyler bunlar. bosnak ailelerde gordugum kadariyla bayram sabahi aile toplasmasi ritueli cok onemli. tum aile buyukannenin evinde, bayram sofrasinda toplanir. bu toplasma sirasinda jonumuz yaslilara saygisizlik ederek "dunya uzerinde bayrami alkol alarak kutlayan bizden baska musluman millet var mi" diyerek bence cok yerinde ve anlamli bir veryansin eder ve sofradan kovulur. oyle birsey ki yonetmen filmde buyukannenin bayrami cok onemsedigi vurgusunu ara ara gosteriyor zaten onceleri, sonrasinda sofrada boyle bir tabloyu ativeriyor onumuze! gercekten cok enteresan buluyorum.

simdi siz turk refleksleriyle yonetmenin aslinda zaten bazi degerler uzerine filmini kurarak aksini elestirmek icin bu filmi yaptigini ve dolayisiyla ornegin filmi ailecek oturup izleyebileceginizi dusunuyorsunuz. ve tabi ki yaniliyorsunuz :) bosnak filmlerinde gordugum bir diger konu da bu, bu kadar curretkarini baska filmlerde gormuyorum ve bu cesaret nereden geliyor bilemiyorum.

kategori edemeyeceginiz, kaliplara sokamayacaginiz, yaftalayamayacaginiz, taraftir diyemeyeceginiz, kompleksiz bir film.

boyle seyler iste. bir ulkede yasayip yapilabilecek en guzel sey sanirim filmlerine gitmek, toplumun aynasi filmlerine. anladiginiz kelimelere seviniyorsunuz, toplumda gordugunuz sandiginiz seyler yonetmen vurgulamissa seviniyorsunuz, hergun gectiginiz sokaklarda cekilmisse ve her bir karesinde sehrin neresi oldugunu cikarabiliyorsaniz muthis mutlu oluyorsunuz. cunku siz sarajevo yu seviyorsunuz :))